UFAKLIĞIN MİNİK DÜNYASI

 

 

elif-kocaBir çocuğun dünyasına misafir oldum geçenlerde. Hayalhanesine bir misafir. Çektim elimi ayağımı dünyamdan, girdim dünyasına ufaklığın. Bir ev inşa ettik beraber, oturduğumuz halının üzerine ilkin, sonrasında elinde bulunan minik ev eşyalarının taklidi olan oyuncakları peşi sıra yerleştirdik ayırdığımız bölümlere; mutfak eşyalarını mutfağa, koltukları oturma odasına. Bir de bahçe yaptık, çocukların rahat oynaması için şartmış. Hiçbir şeyi eksik etmedik, güzelce dizdik elimizdeki eşyaları. Sıra oyunumuza gelince, başladı ufaklık komut vermeye bana. Hadi sen çocukları dışarı çıkar, ben de yemek yapayım, yemek bitince ben seni çağırırım, dedi. Başım üstüne, aldım çocukları çıkardım halımızın üzerine inşa ettiğimiz bahçeye, sonrasında ufaklığın seneryosunun devamını bekledim heyecanla…

Ben de bir zamanlar çocuktum. Annemin, dikdörtgen şeklindeki sarı yastıklarından çok ev yapmışımdır. Bozup, bozup tekrar yaparak heyecanda katardım kendimce. Bazen yastığı insan yapar konuşur, dertleşirdim. Çocukluk aklım, derdim neyse artık. Saçım hiç kısaltılmadı benim, hep uzunca bir örgü süzülürdü sırtımda, örgülü kız derlerdi bana. Annemin özenle baktığı saçlarım, parıldardı daima. Büyüklerimin, hadi saçının ucundan azıcık ver, bozduralım, kuyumcuda çok para eder, demelerini hiç unutamam. Kestane renginin altına bezenmiş haliydi saçımın uç kızımları ve daima dikkat çekerdi. Hiç kısa görmedim saçlarımı, hatta hayal bile edemezdim, o kadar uzaktı kısa saç bana. Hadi kes anne, hadi ucundan ne olur anne, diye yalvardığımda çok olurdu. Annemde bazen, isterse o da, ucundan, azıcık keserdi. İnanın hiç kesmese daha iyi olurdu, hiç de kısalmazdı saçlarım, belli bile olmazdı. Nerden bilecektim o zamanlar annemin düşüncesini, çocukluk işte. Kıyamazdı saçlarıma annem, o yüzden de kesmezdi. Çok uzayınca, işte birazcık alırdı ucundan o kadar. En mutlu anlarımdan biri, babamın bana kırmızı boyuma uygun bir bisiklet almasıydı, ilk defa bana ait bir bisiklete sahip olmuştum, o gün havalara uçmanın lezzetini iliklerime kadar hissetmiştim inanın. Sanki bir kuş misali, hayali bir şekilde kanatsız  uçuyordum, bulutları görüyordum sadece. Ben hayali uçarken, etrafımdaki mutluluğuma sahit olan, sevgili, güzel insanlar, itiraf ediyorum, inanın sizi o an hiç görmüyordum mutluluktan. Hiç inmezdim bisikletimden, akşamın o geç vakitlerine kadar hayalimde araba bile yaparak sokağı turlardır öylece. Hatta bazen hayali yolcularım da çok olmuştur eve bırakıp, evden aldığım …

Hey! Duymuyor musun? Yaptım yemeği, hem de akşam oldu, hadi getir çocukları bahçeden. Dalmışım, ufaklık sağolsun yüksek tiz sesiyle uyandırıverdi birden beni. Ben dalmışken ufaklık, resim defterine oyun alanımızdaki bahçenin boşluğuna ay ve yıldızları çizerek akşam yapmış. Bak ya, görüyor musunuz, farketmemişim bile, ne ara yaptı ufaklık  bunca işi?  Eve girdiğimizde ise mutfak bölümümüze, parfüm kutumun içindeki yuvarlak sünger, yemek masası yapılmış,  minik, plastik, mavi yemek tabaklarına, yemek niyetine pamuk parçaları konmuş, güzelce hazırlanmıştı. Her şey nizamlıydı, bir oyunun içinde olduğunu hiç de çaktırmıyordu ufaklık, üstüne üstün, bana da komut verip duruyordu. Ufaklık, yemekten sonra çocukları güzelce yıkar sonra uyutur, üstünü örter, bir de ninni söylerdi. Ben de öylece izlerdim, dikkatini dağıtmadan. Benim görevim, oyunda çocukların eğlenmesinden sorumlu getir götürcü idi. Ama olsun, çok eğlendim ben yine de. Sabahın olması için resim defterine bir güneş ve ardınca dağları diziverirdi ufaklık ve sabahı olurdu böylelikle oyunumuzun, yeni bir günü başlardı. Hiç de sıkılmazdı ufaklık, saatlerce aynı seneryonun için de dolaşır dururdu… Dikkatimi çeken yönü, annesinden ve babasından neyi öğrendiyse neyi gözlemlediyse aynısını oyununa uygulardı. Bana verdiği komutlardan biri de, bak çocuk yemeğini yemedi, hadi sen de kız ona, yesin yemeğini, demesi olmuştu.

Hayatın şu yoruculuğuna ne de iyi gelmişti bu kıcacık kurmaca dünya. Acı ve üzüntüye dair hiçbir şey yoktu. Ne dert, ne de tasa, sadece mutluluk vardı; ufaklığın mutluluğu…

Ufaklığım, şu kısacık da olsa oynadığımız o güzel mutlu anların hiç tükenmesin isterim … Bir gün büyüyeceksin elbet, ve sen de bir ufaklığın mutluluğuna, oyununa misafir olacaksın. Biliyor musun, en çok da bu anlarını bu dakikalarını özleyeceksin, tıbkı benim gibi… Şu güzel, mukaddes günlerin, resimlerde kalacak, belki de bir ninenin hatıratlarında…

More From Author

CHP’li Arslan: “ÇİFTÇİ CAN, İKTİDAR BAŞKANLIK DERDİNDE” ​

TERCİHLER VE TAHAMMÜLLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir